 |
 |
AmAzonNn
OFFLINE (Müdavim)
Kadın / 28 yaşında Ankara, Jersey
|
Puan: 347,319
Kredi: 108,051
Son Giriş: 20 Ağu 2008 21:05
|
|
Üyelerin resimlerini görüntüleyebilmek için üye olmalısınız. Üye olmak için buraya tıklayabilirsiniz.
|
| |
|
|
|
|
Ne Yazcam Yaa Üşüyorum İyi Mii
HERKES KENDİ DEĞERİNİ KENDİ BELİRLER..BENİM İÇİN DEĞERSİZ OLANLAR NEDEN DEĞERSİZİM SORUSUNU
KENDİNİZE SORUN..
UYUZ ERKEKLER ADAM GİBİ MESAJ YAZIN KAFANIZI KIRACAM ARTIK.. |
EYVALLAH...
Güvenmek İstedim Kendime..., Fırsatım Vardı oLmadı..., Birazcık ŞahLansam YakıştırıLmadı..., Tatmin oLdum..., ELden ßirşey Gelir Mi..., Kıymet ßiLdikLerim Gibi..., Benimde ßiLinir Mi..., Sen HakLıydın Her Zaman, Annem Gibi..., HaksızLığı Da Koydum ßavuLa..., YaLnızLığı Da ALdım Yanıma..., Teşekkür Ettim Herşey Adına..., Gidiyorum..., Gidiyorum Ama ßitmiyorum..., EYVALLAH...
|
|
Sevdiğim Müzik Türleri / Sanatçılar
dinlemekten bıkmadığım tek insan :=)) SaGoPa KaJMeR
|
|
İlgi Alanlarım
tek bir ilgi alanım war... oda GALATASARAY :-))
|
|
|
Kırılmıştır bir kere” diye devam eder bu söz ve pek hoşuma gider.
Bu uzun hayat yolunda en çok kırdıklarımız galiba aslında asla vazgecemeyeceklerimiz. Öyle ya kim
umursar düşmanı? Zaten ne düşman sizi umursayıp kırılır ne siz onu umursar kırılırsınız. Ama ya
dost? Ya delice severken, iyilik yapıyorum diye harcadıklarımız? Ya dostluğu sahiplenmeyle aynı
kefeye koyup, eleştirip, değiştirmeye çalıştığımız, kabullenemediğimiz huylarını örselemeye
çalıştığımız o dostlarımız? Ya yenik düştüğümüz zaman? O koyamadığımız noktalar?
Sizin de hayatınız hep noktalı virgüllerle mi dolu? Ünlemler, soru işaretleri ve en çok da iki nokta
üst üsteler. Ne kadar çok zaman harcıyoruz açıklamalar için. Herkese herşey açıklanmalı ve bu esnada
ne kadar çok insanı parçalıyoruz. Bu arada kendimiz de parçalanıyoruz. Önyargılarımız, öfkemiz, ve
daha bir çok şey. Adına prensip diyoruz, ideal diyoruz ve karşı duranları kırıyoruz.
Bu günlerde üzgünüm ve dahi yılgınım. Çünkü bende “vazgeçemediğim” o çok nadirlerimden birini
kırdım. Bazen denize atsam kendimi diyorum, boğazın sularında boğulsa öfkem. Bazen atsam kendimi bi
köprüden parçalansa önyargım. Ya da kessem, oysam saçma sapan prensiplerimi atsam içimden. Kurallar
yıkılmak için konulur. Keşke diyorum bu kadar kolay yenilmesem öfkeme ve kırmasam dostlarımı.
Ne gariptir insan düşmanını kıramaz da hep en sevdiğini kırar. Hep onun yanında yenik düşer kederine
de, sevincine de, öfkesine de ve farkına bile varmadan yaralar en “dostum” dediğini. Canımı canına
katabileceğim bir dostu kırdım. Çok parçalanmıştım yıllarca ama hepsinin bedelini ona ödetmeye ne
hakkım vardı? Şimdi duyar mı bilmem pişmanlığımı? Hatta “keşke”nin hala zamanı var mı acaba? Neye
yarar “belki”ler artık?
Hiç bir kırık vazo yeni alınmış gibi olamıyor maalesef. Alışkanlıktan vazgeçilmiyor gene konuyor da
o masaya, eskisi gibi duramıyor. Biraz eğri, çokca kırılgan ve yaralı oluyor eskisinden. Ve bir kez
elinden düşüren sahibine bir daha güvenemiyor ya gene düşersem diye. En kötüsü de bu belki de.
Yamalı dostluklar ve yamalı sevdalar kalıyor o kırgınlıklardan geriye. Nasıl kırıldığını unutmak
kolay da zor olan kırılmış olmayı unutmak. Ve unutamıyor insan. Çoğu şeyde balık hafızalı olan
bizler maalesef en zor kırgınlıklarımızı unutabiliyoruz. Her hançere şerbetli ve açık da sinemiz,
dosttan gelince o hançer “sen de mi brütüs” diyoruz da anılarımız da yitip gidiyor. Onca güzel
şeyden geriye sadece kırılmış olmak kalıyor. Soğutulmayan o öfke, düşünülmeden edilmiş bir kaç kelam
darmaduman ediyor herşeyi bir anda. Tıpkı kumdan kaleler gibi. İnşası saatler sürüyor, ve bir
dalgada saniyenin 60 da biri gibi bir zamanda yıkılıveriyor.
129 kere okundu, 12 yorum var..
|
Eğlenmek için ne müziğe ne de dansa ihtiyacım vardı. Odamın tüm camlarını açıp, gün ışığının odama
rengarenk süzülmesinden oyunlar yaratırdım kendime. Ellerime garip şekiller verir, duvara yansıyan
gölgesinde renkli ışıklarla giydirirdim parmaktan bebekleri. Yollara düştüğünde ayaklarım,
bulutların arkasında ki güneşi bile görebilecek kadar dolu bakıyordum dünyaya. Ufuklara daldığında
gözlerim, dolmuyor, aksine ışıl ışıl parlıyordu. Ne mazi vardı içimde, ne de yarın... O an seni
seviyordum ya, bu bir ömre bedeldi.
Seni sevdikçe kendimi daha çok hayata dost eder olmuştum. Tüm kırgınlıklarımı, tüm kızgınlıklarımı,
kadere küslüğümü bile unutmuştum. Nefes alıyor ve seviyordum işte... Ne ekmek ne de su... Sadece
aşk... Sadece sevgili...
Günler geceler öylece akıp gidiyordu. İçimde hakim olmadığım bir duyguyla nereye gittiğimi görmeden,
sarhoş gibi dolanıp duruyordum. Zamanın hainliğini, kurduğu tuzakları göremeyecek kadar kaptırmıştım
kendimi sevdaya.Aşk dolu bahar bitmiş, acımasız kışa terk etmişti yüreğimi.
Sevgili hiç olmadığı kadar uzaklara düşmüş, gözlerim ufuklarda yalnızlıkla oynaşır olmuştu.
Tükenmişti... Bitmişti... Doyuma ulaşmış olmalıydı sevgilinin yüreği. Daha fazlası yoktu işte. Hepsi
bir bahara sığacak kadardı. Oysa benim yüreğim, dört mevsim açtırırdı çiçekleri. Buzları kırar,
altından taptaze filizlere ulaşırdı. Sevda demek, yürekli olmak demekti, mert olmak, dimdik durmak
demekti... Emek isterdi... Sıcaklık isterdi... Ama kutup yıldızlarına kanmıştı bir kere sevgilinin
yüreği...
... (devamı)
96 kere okundu, 6 yorum var..
|
|
ABLA HAYIRLI AKYŞAMLAR NERELERDESİN SEN YAA KÜSMÜYÜZ 
20.08.2008 19:25 |
en güzel günler senin olsun ablamm
20.08.2008 18:23 |
ben geldim işler yogundu özelmişim 
20.08.2008 13:37 |
|
|
|
 |
|
|
 |